13 Ekim 2011 Perşembe

Çarşambayı Sel Aldı

Henüz Kasım ayına girmemişken Aralık'ı ortaladım. Haftaya Aralık bitiyor. Modernite'nin bittiği yerdeyim. Aynı anda 3 farklı ay; gerekirse iki veya daha fazla farklı yıl içindeyim. Hop buradayım, zıp oradayım. Zihnimin uzayında boşlukta süzülürken güzelliğine kapıldığım yıldız kümeleri, galaksiler ve nebulaların yanlarından ışık hızınından daha süratli bir şekilde seyahat etmekteyim.

Normalde etrafımda çok fazla rahatsız edici, çirkin şey var farkındayım. Fakat içim güzel. Bunları görmek istemediğimde içime dönüyorum. O zaman büyüleniyorum kendi kendime. Etrafımda gördüğüm, tanık olduğum kötülükleri ve çirkinlikleri filtreliyorum birer birer. Kendime ait bir evren yaratıyorum. En az dışarıda olanlar kadar gerçek bir evren. Veri dış dünyadan geliyor ne de olsa. Sonra içimdeki güzelliklerle idealleştiriyorum. Burada her şey çok güzel. Hüzün, acı ve melankoliyi yaşamanın bile ayrı bir zevki var burada. Geçmiş ve gelecek yok. Şimdiki zamanın sürekliliği var sadece. O yüzden pişmanlık ve kaygı yok. Hala çocuğum. Günahsız, saf ve huzurlu. Tanrı gibiyim. Bütün görsel ve işitsel öğelerin örgütlenmesini istediğim gibi ayarlayabiliyorum. Zamanın akış hızı da benim elimde. Her yer yepyeni yağmur almış taze toprak kokuyor. Her yer sessiz ama o sessizliğin içinde istediğim sesi duyabiliyorum. Aynı gökkuşağını oluşturan renklerin birleşince beyaz olması gibi. Bütün sesler birleşip sessizliği oluşturuyor. Üstelik sesler ve görüntüleri tek duyuyla algılamak zorunluluğu yok burada. Bir çeşit sinestezi söz konusu. Renkleri tadabiliyor, sesleri koklayabiliyorum.

Mutluluktan çok huzur bu sanırım.







November by max richter

1 yorum:

blimpliza dedi ki...

Ne güzel bir adamsın sen Ali, kafandaki tüm kelimelerini, hepsini seviyorum. Canım benim x)